Perşembe, Temmuz 16, 2009 · Kategori: tuba savran
‘tanık ol
yer sahibi, gök sahibi
aktığımıza
içimize koyduğun sesle’
A.Cahit Zarifoğlu
...
(Eksikmiş sandalyenin tek ayağı! Eksikmiş boyu tahtanın. Yere az kala daha fazla büyüyememiş, erişememiş toprağa.. Uzanmış olmamış. Diğer üç ayağa bakmış; ’bir yol yordam alayım’ demiş; olmamış.. Geriye bakmış; ’nasıldı?’ demiş ‘nasıl geldim..nasıl oldum bu kadar?’..olmamış! Olacağı buymuş.. Eksikmiş.)
...
Kapının demir kulpu aydınlatıyordu kendini! Yer? Bir yerdi işte; hafif bir serinliği vardı. Bir oda mıydı, bir balkon muydu, bir avlu muydu, bir koridor muydu, bir meydan mıydı..? ..Dışarısı bu kadar karanlık mıydı? İçerisi bu kadar karanlık mıydı? Yani içerisi miydi, dışarısı mıydı bilinmez: Karanlıktı! Kapının demir kulpu buz gibi ışıldıyordu. Soğuğundan çekinerek tuttu kulpu, aşağı doğru indirdi, çekti kapıyı, açılmadı! Açılmayacağından korkarak bir daha zorladı; takıldı kaldı kapı.. Olmadı. Kilitli olduğunu düşünerek vazgeçti, arkasını döndü. O demir kapı kulpu kadar sıcak hiçbir şey yoktu sanki arkasındaki karanlıkta. Tekrar denemek istedi. Derin bir nefes aldı..(..elimin sırt üşüdüğünde kalemi bıraktırmayan sol elim..üşümemi ısıtan, sağ elimi ısıtan sol elim..sol elimi ısıtan nefesim..nefesim..) Tekrar denedi. Bu sefer zorlamadan kendine itti önce kapıyı, sonra çekti, açıldı kapı. Önce kendine itti kapıyı!
İçerisi bahçeydi. (içerisi diyorum, biraz önceki karanlığın dışarısı olduğuna kanaat getirdiğimden değil; burası sanki içerisiydi biraz..)
Toprağı ilişti ilkin gözüne bahçenin. Ayak değdirdi toprağına; hafif, nemli, yumuşaktı ama çamur değildi.. Ilık bir topraktı. Bahçeyi sarmaşıklar çevrelemişlerdi, her yanı sarmaşıktı. Bütün sarılmışlardı; birbirlerine mi, bahçenin duvarı mı var da ona mı, ağaç mı gerisi de onlara mı... Sarılmışlardı.. Yeşil bir çerçeveydi içinde durduğu.
Kocaman bir yaprak sarkmaktaydı omzuna doğru; eğildi eğildi, bir damla ana damarı üzerinden süzüldü, umarsız duran avucuna düştü. Yaprak zıpladı göğe doğru.. Durdu bir avuç gibi göğe doğru.. Eğilmek için sanki tekrar yere, göğe doğru..
Bir yerden bir ışık geliyordu. Nerden geldiğini anlayamadı ama farkındaydı,. İçerisi aydınlıktı! Işığı vardı her şeyin.
GÜZEL ŞEYLER OLACAK!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Pazartesi, Mayıs 4, 2009 · Kategori: tuba savran

Tozan yağmur kokusu, ellerim toprak yuğrusu...
Tırnaklarım, kama sesleri ve göletleri ezip, alıp götüren tekerler içimi gıcır gıcır titreten. (Bir yarin gamzesinin oku sinesini delen deli gönle dair ne hikmet düşer bizlenecek?) Bozuk kasedin uğuldayışı öbür yandan çeker götürür ruhumu ve şekilsiz bir iç dünyada kulaklarım çınlamaya başlar. Durdurmak için düşünmeye başlarım bir ağacı... Bir ağaç... Düşünmeye ve duymaya başlarım bir ağacı... Ne kadar öldürülmeye çalışılsa da ağlamayı sürdürür her yağmur dönüşünde. Kibirli ve umarsız baltalar , putların yerine, tek başlarına fazla bile gelen, susturmaya çalıştıkları söğüdün ağlayışını seyrederler her yağmur dönüşünde, şaşkınlıkla.
İşte şarkılar söyleye söyleye seyirtip gelen bahar içimi sevinç sevinç burktu yine! Yine tanıdık bir koku. Tanıdık bir ses.
..................
Mumum nerede? Gün yüzünü aya bakmakta, yakayım da ısıtsın kendini.
..................
Penceremin önü pencere, balkonumun önü balkon, çatımın ardı çatı, göğümün üstü zor da olsa; bir bulut. Başımı uzatıp ağlattım mı penceremi; ağlarız tek ağacıyla bu taşkent otoparkının. Tek ağacıyla... Tek yağmuruyla...
Bahar akıyor gözlerinden ‘RAHMET ’ niyetiyle bu kara şehrin şimdilerde. Mut yağıyor. Duyabildiğimizce (azıcık) huzur işte...
Hamdolsun!
GÜZEL ŞEYLER OLACAK!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (5)
Yorum yaz!
Cuma, Eylül 5, 2008 · Kategori: tuba savran

En yok ve sıcak zamanda bulmuşluğun..
Gün yüze çıkınca duymak korkusu..
anlamak uğultusu..emin olunamayan..dahası utanılan bir attar!
...
dahası..yani; okunulan dillenen yerler ve zamanlar ve sırtının yarımkilometregerisindekiler.............
...
dahası..parmak uçlarının birikimetreötesindekiler..
parmak uçlarının bir-iki metre ötesinde kıyıya şezlong kusan öksürmeler..
..
denizin soğuk algınlığı
..
denizin mide bulantısı
..
denizin ürküntüsü
!
kumun en sert zamanında tahtalara oturmanın verdiği rahatsızlık ve rüzgar..
alaycı..umursamaz..alır savurur ama aldırmaz!
Kendinden tek nefes aldırmaz...
Rüzgar..ağzından çıkan her kelimeyi alıp uçuran götüren,vermeyen..
..
sığıntıdan koparan rüzgar..
...
unutturan..unutulan..
...dahası hatırlanmak isteyen bir attar, an.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Pazar, August 3, 2008 · Kategori: tuba savran
“..
‘ve sabır
olmasaydı
yeryüzünde
bir gün
kalınabilir miydi?’
..”
ŞEHİR! TAŞRA! DAĞ! MİNARE! KUBBE! KALDIRIM! ANA CADDE! ARABALAR! DÖRT DUVAR! GÜNEŞ! FLORASAN! KUMAR MAKİNALARI! DAR! AÇIK! SADE! OTELLER! TOPRAK! SU! KADIN! ERKEK! ANNE! DEDE! İNSAN! TORUN! YAPIŞKAN SIFATLILIKLAR! YAKIŞMALAR! YAKIŞTIRMALAR! ALIŞMAK! kuşku kuşku KUŞKU ! KORKMAK! İRKİLMEK ARADA BİR..VARSA ELDE KALMIŞ BİRKAÇ ANIMSAMA!...!!!...Hepsini birbirine ulayan, birbirinden geçiren ‘hulasa geçen ZAMANdır’!
“SINAV”
Kent kurdular… ölesiye sinsi, o kadar aleni; öldüresiye fark edişleri..duyuları alınmış mı kalındı? Sorulmadı mı hiç sorgulanmadı mı? Sorulunca cevap alındı mı? Alındıysa bir şeye yaradı mı?
Bir mesire…
Bir yaşlı adam!
Bir beyaz taş oyuncusu!
GÜL YETİŞTİREN ADAM (Yazar : Rasim Özdenören)
SATRANÇ DERSLERİ (Şair : İlhami Çiçek
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Perşembe, Hazirane 19, 2008 · Kategori: tuba savran

- göğe uzanan bir mavi minare kadar ağlatırdı tepeler hep –
Yarını, bugünü, dünü avucunda, anı ciğerinde tutup tırmanıyordu! Uzaktan bakmamış, tam içine, tam bağrına tutunmuş; gözyaşı körlüğünde, el yordamı ayak yordamı, kalp düşümü ile tırmanıyordu kayaları.. kah sürünüyor, kah döküyordu toprağı izi üstüne..
- bir en tepe var mıydı, bir iniş var mıydı, bir önemi var mıydı –
Kalbinin zonklaması kesilmeden nefeslendi.. hızlandı.. daha bir duydu dağın içinde gümbürdeyiduran atar damarını! Kapattı gözlerini, ayaklarını, ellerini susturdu.. evet o! O, anımsayabildiği ışıklı-zifiri oyun! Hem de o en zifiri sessizlik içinde gözleri kör edecek kadar çıngıraklı, deli şakraklı, temiz kıkırdamanın kıpır kıpır pırıltısı.. akar gibi çınlayarak yankılanan kulaklarından dışarıya.. evet o kız çocuğu.. tanıdığı.. bildiği akşamüstü o.. akşamın en üstü, en yakını.. gün batımının önünde, basma fistanıyla, lastik potinleriyle, kırpık saçlarıyla döne hoplaya dans ederek durduran dünyanın dönüşünü.. kendine yol arayıp üstünkörü bulan, tam teferruatlı buldurulan bir ince su akışı kadar sessiz, yamaçların yaban kekiği kadar içliydi kıpırdanmaları..
- şimdi. uğuldamaktaki rüzgarı da susturmuştu. tıptıp. tıptıp. tıptıp… .
en tepeye doğru kurulmuş, çeşmesiz insanlarını bekleyen kuyuya serin serin sarkıtışları gibi seslerini;
"Güneş,.."
..Gün yüzün döner gecenin ışığından..
Kar yağar saçları dantel oyalıların üzerine; gergef olur, nakşolunur, örtülür. su durur! en coşkun, en hırçın en deli akışıyla durur, kabarık! delişmen bir taş tıkırdar suyun üzerinde..zaman, kırgın postunu hırçın elleriyle çeker sırtına. akar.. akar.. akar.. yağar ayak bileklerime değin bir yangın; dizlerimi bulur alevlenerek.. her sayha tatlı bir sözle güçlenir, kendini bulur. Bir kırık ses kadar içli uğultularla tamlanır zahirim. Ahirinde kaç elin varsa yüzüme dayalı, tut ki her birini; tarihi kalmamış, yok olmuş, uç olmuş evvelimin batın yüzüne uzanır seyirlerim! Güneş ki şairin dediğine durmaya gerinir; iner, dokunur taşın tıkırtısına, sallar -bir dağ oynadı sanırsın yerinden-, en durgun akışıyla kımıldar buz, döner.. döner göğüne, toprağı kıvrılıp yumuşatıp!
“..
nehre yaslanıp baş aşağı koşan bir yaşlı ağaç ol.
” …
güzel şeyler olacak!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Pazartesi, Hazirane 2, 2008 · Kategori: tuba savran

göğe uzanan bir mavi minare kadar ağlatırdı tepeler hep - Yarını, bugünü, dünü avucunda, anı ciğerinde tutup tırmanıyordu! Uzaktan bakmamış, tam içine, tam bağrına tutunmuş; gözyaşı körlüğünde, el yordamı ayak yordamı, kalp düşümü ile tırmanıyordu kayaları.. kah sürünüyor, kah döküyordu toprağı izi üstüne.. - bir en tepe var mıydı, bir iniş var mıydı, bir önemi var mıydı - Kalbinin zonklaması kesilmeden nefeslendi.. hızlandı.. daha bir duydu dağın içinde gümbürdeyen atar damarını! Kapattı gözlerini, ayaklarını, ellerini susturdu.. evet o! O, anımsayabildiği ışıklı-zifiri oyun! Hem de o en zifiri sessizlik içinde gözleri kör edecek kadar çıngıraklı, deli şakraklı, temiz kıkırdamanın kıpır kıpır pırıltısı.. akar gibi çınlayarak yankılanan kulaklarından dışarıya.. evet o kız çocuğu.. tanıdığı.. bildiği akşamüstü o.. akşamın en üstü, en yakını.. gün batımının önünde, basma fistanıyla, lastik potinleriyle, kırpık saçlarıyla döne hoplaya dans ederek durduran dünyanın dönüşünü.. kendine yol arayıp üstünkörü bulan, tam teferruatlı buldurulan bir ince su akışı kadar sessiz, yamaçların yaban kekiği kadar içliydi kıpırdanmaları.. - şimdi. uğuldamaktaki rüzgarı da susturmuştu. tıptıp. tıptıp. tıptıp… . en tepeye doğru kurulmuş, çeşmesiz insanlarını bekleyen kuyuya serin serin sarkıtışları gibi seslerini; “ ölüm!” dedi! “ne kadar kıyımdasın?”..”ne kadar içimde?” yüzlerine dönen yankı kadar derinden ve net kalktı. çırptı ellerini. bir güçlü baktı, çatlamış, yarılmış, kanına bulanmış ayaklarına. çekti çıkardı kurumuş bir ağacın sert kökünü. daldırdı toprağa. yaslandı kökten asasına. yürüdü.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!