güzel seyler olacak

şeyhin kapısı

Pazartesi, Şubat 23, 2009 · Kategori: ibrahim karaduru deneme


“Sızıyı gideren su

Suyun sızladığını kimseler bilmez”

İ.Özel

 

Denizin eteklerinden alıp dağın zirvesine yerleştirdiğim sümüklü böcek aslında oradan bir yere gitti dediğim anlarım çok oldu. Neden böyle bir şey söyleme ihtiyacımın olduğunu bilemiyorum. Aslında yerinde durduğunu da bildiğimden emin değildim. Bunun için söylemimin doğruluğu destekleyebilecek bir duruma geldim. Tam bu noktada bu konuya dair bir yer barındıran kısacık ama sevimli bir metin canlandı zihnimde şeyhimin de takdir ettiği bu kıssayı anlatayım. Okuduğumuz metin aklımızda kalan kadar metin olarak yaşar. Sahibinin de merhamet kuyularına inerek bahsi edilecek metne gelelim.

“Adamın biri yani bir adam kendisini yollara verir ve bir köye varır. Bu köyde yaşayan insanlar tarlalarını ekip biçerken tabii ki tam biçme kısmına geldiklerinde tarlalarında kocaman yuvarlak şekillerin olduğunu görünce hepsi birden siper alıp kendilerine uygun bir yer  belirleyerek yuvarlak şekilleri gözlemeye başlamışlar. Hepsi bu yuvarlak ve hareket etmeyen nesne hakkında bir çok konuşmalar yapsa da tanrılarının onlara bir ceza olarak canavar gönderdiği fikrinin arkasına bütün halk tabii olmuş. Ve oradan ayrılıncaya kadar beklemeyi uygun görmüşler. Adamın biri olan adam tam bu köye gelmiş ve insanların bir şeylerden korkarak yani o bir şey tarlada ki yuvarlak şekilden başkası değil. Bakmış bakmış daha önce gördüğü karpuza benzeten adan hiç seslenmeden almış eline belindeki çakıyı varmış karpuzun yanına çakmış karnına çakıyı ikiye kesip sonra bir dilim kesip yemiş. Bunun gören köylü halk tanrısı olarak gördükleri adamın önünde tapınmaya başlamışlar.”


"güzel şeyler olacak!"

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

gün akşam oldu

Çarşamba, Nisan 9, 2008 · Kategori: ibrahim karaduru deneme

 

Kaç gündür akşam batışlarına hasretim güneşin. Ne zaman akşam güneşi batışına şahit olmayı düşünsem, ya bir kara haber, Dağıstanlı Hüseyin türkü söylerde türkülerinde hüzün çağırır gibi, bulutları çağırır güneşimin önüne.
Artık yeter be Dağıstanlı ya da kara haberlerin yazıcısı diyesi geliyor insanın. Hani bildiğimiz bir şair vardı. Kara yazılar yazmak için şair olmuştu. Artık ben bile onun şairliğinden şüphe eder oldum. Şiir değil sanki isyan ediyordu.
yeter!

Bazen akşam yine de oluyor dedikleri akşamlar kulaklarımda...
Çınlıyor insanların söylemleri …

Günün sarhoşluğuna teslim olanlar mı? Söyler bu sözü, yoksa zaten hepimizin literatüründe var mıdır?
Böyle canhıraş feryatlar çıkaran sesler...
Bu gün insanlara inat aletlerde çılgına dönmüş sanki. Ne sayfamı açabiliyorum internette nede param var cebimde, (şükür ki parasızım) artık benimde dertlerime aza bulunmaz. Son kelimelerimi yazmam için 100000 liram yada otomasyondan yani geçen sürelerin yuvarlak olarak alındığı sabit saat ücretini kullanıyorumdur.

Ne dersiniz?
Belki akşamları neden göremediğimi orada anlatıyorumdur. Kimlere anlatıyorum orayı bilmiyorum demiyorum.
Güzel akşamları yaşayan, akşam güneşiyle dans edenleredir, ya da sı yoktur.
Akşam güneşinin bizim oralarda denize karşı batmasını izlerim. Buralarda akşam güneşinden günlerdir mahrum...

Sakın bunun şehirle alakasının olduğunu söylemeyin?
Bana yinede sınırlar içinde, köprülerin berisinde ve ilerisinde durumun farklı olmadığına dair emareler de geldi.
Ben bir şeyi çok seviyorsam o şeylerle, artık cinayet işleme vaktim gelmiş demektir.
Kahretse de beni, en çok üzülen yinede benim sevdiklerimdir. Ben ne bir sadist ne de şizofrenik bir vakıa örneği gösteriyorum şu sıralar.

Sessizliğime gömülmekten bıktım. Saatlerdir konuşmamanın bunalımı her tarafımı sardı da sizlerin haberi yoktur.
Ne dostlarımın beni konuşturmak, buna son vermek için çabalarının da tükenmesi belki akşam güneşinin ardından görünmeyişimdendir.

Siliniyorum bir bir karelerin izinden, belki de kareleniyorum. Ama ben silinmeyi arzu eder gibiyim. Kayıtlara geçiriliyorum.
Farkında mısınız?

Farkında değilsinizdir. Farkına varmanız için, ya bir güneş batımında olmalıyım. Yada gözlerinizde özel tarayıcılar olmalı.

İnsanların nelere ihtiyacı oluyor ...

müzik seti, bilgisayar, telefon(cep), vcd, sinevizyon, seskayıt cihazı, cd, kaset, rotring kalem...

Bunlar içinde bire kara kaplı emanet aldığım not defterimi, birde beğenilmeyip de çöpe atılan kalemimi verin bana ...

Sizlere bunların hepsini yeniden kazandırayım...

Sizden kaybettirmek de benim elimdedir...

Yine asıl önemli olan, kalemdir dostlar...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

kesit

Cuma, Mart 21, 2008 · Kategori: ibrahim karaduru deneme

Zahire  öncelikle bir kendimden birde  başkasından bir kesit sunacağım.

 

Piri orada da herkes bulmaya çalışıyor. Aslında herkesin aradığı falan filan da yok. Sadece adamın biri ailesiyle arıyor. Onlar araya dursun. Piri orada da gören sadece refika diğer görenler varsa bile pirliğinden habersiz. Ve arayanlara kılavuz olacak da o. Ve arama yoğunlaşmakta. O anda piri dalgın dalgın yürürken bende görüyorum. Ona elimde üç dört kibritin olduğu kibrit kutusunu üzerine fırlatmama sebebiyet onca seslenmelerimi kalabalığın içinde duymamasıydı. Ama fırlatmak yerine yanına gitmek nedense hiç aklıma gelmemişti. Onu aynı anda refika de görerek birlikte kantine yönlendirmeye çalışıyoruz. Ve kapıdan girmesiyle bir ses yükselir. Ve kapıdan girmesiyle bir ses yükselir...

-gel kız buraya(tarzı ne kadar kabada olsa gizli bir edep vardır. Herkesin anlayamadığı.)

 

 Pir bu sesi duyar duymaz daha bir yönelir içeriye. Belki de yönelmesi gerektiğindendir.ve ben refika ile masanın bir kenarında otururken zahir de karşı tarafı dolduruyor. Ve bitişik şekilde duran masada bir çift ve kaybolan görüntülerden anlaşılan kadar bir yoğunluk la birlikte çiftin karşısında pir oturur. Çiftin nikah ahdi için piri beklediği aşikar. Ama pir bir ses beklemektedir. O ses yine zahirden gelir. Ve pir bir nikah kıymak için duasını öyle bir yapar ki... 

 

öyle  yavaş yavaş dökülmektedir ki dudağından kelimeler bulunulan yerin kantinde olsa bir manevi bir şeyhin mezarından gelircesine bir huzur dolmakta içeriye...

 

 İşte bu andan itibaren akit bitmiş midir yoksa herkes akit ile birlikte dağıldı mı onuda bilmem ama ben yalnız bir şekilde memlekete döndüğüm kesin olarak ve dönüşte uçarak...

 

Şimdi de bir alıntı

 

“bir zamanlar çuang tzu düşünde kelebek olduğunu görmüş. Bir kelebekten başka bir şey olduğunu hiçbir zaman bilmeden, çiçekten çiçeğe uçmakla yetiniyormuş. Birden uyanmış ve şaşarak görmüş ki, kendisi çuang tzu’dur. Ama gerçekte tzu’dur da kelebek olduğunu düşlemiş midir; yoksa bir kelebektir de tzu olduğunu olduğunu şimdi yalnızca düşlemekte midir; bu konuda emin olmak zormuş.”

(matsuo kinsaku’nun bir haiku şiirine açıklamadan..”

 

“Tükür dünyanın yüzüne, tükür! Hantal bir blöften başka bir şey değil o. Bilge alçakgönüllüler gibi vakarla, yaşayışının sana bahşettiği çekingenlikle ve edeple tükür. Dünyanın-bir tanesi dışındaki-gerçeklerini bir keşiş yaşamıyla aşağılayıp kendinden uzaklaştırmadan onu tamamen ele geçirmen imkansızdır.”(selahattin yusuf)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

dönüşü olmayan yol

Salı, Şubat 26, 2008 · Kategori: ibrahim karaduru deneme



"gah çıkarım gökyüzüne
seyrederim alemi
gah inerim yeryüzüne
seyreder alem beni"

Sözlerime başlama sancısı içindeyim. Bu sancı eşliğinde yazmaya çalıştığım her ne kadar ben isede, benin olmadığı bir yazı olma savaşını vermeye çalışacağım. Çünkü benim sözlerimin denildiği gibi, sözler içinde yeri, söylenenden farklı olacak. Söylemeye çalıştığım, aslında söylemeye çalışmamakla daha muteber bir durum üzerine yazılmış olacak.

İşte bu çelişkiler içinde söylenecek her söz beni ne sana teslim edecek, ne de senden tamamıyla uzaklaştıracak. Bu dilimin altında bir bakla hüviyetinde kesinlikle değil. Sözü söyleyecek olan ben miyim? Bunu söyleyecek ben isem, elbette bu sözü yemeliyim. Hazmedecek kadar dirayetli olmalıyım.

Tıpkı sinirlerimi bozan, karların erimesiyle oluşan balçık misali yollarda yürümeye katlanan bensem, sözün muhatabıda bu söz karşısında bu yola dahil olmalı.

Yürümeye çalışan bebek misali yol almalıyım ki zatı aliniz bu durumdan şikayetçi olmayasınız. Bu tamamıyla tek kişilik bir oyundan ziyade, karşılıklı olmayı gerektiriyor. Yolun bir ucunda sen ve bir ucunda malum sözün sahibi hüviyetindeki benim.

Tek kelimeyle sıkıntı içinde olduğumu belirtmeliyim. sözümü söyleme cesaretini senden alarak biraz uzanıyorum gökyüzüne doğru. İşte sana söz söylemeye hak kazanır durumdayım. artık bütün sözleri söylesemde kurtulsam diyorum. Sancıdan kurtulmalıyım artık. Ha kurtuldum ha kurtulacağım derken, bütün zeka hücrelerimi zorlayan durumu oluşturup bundan vazgeçiyorum.

Zeka hücrelerimi bu kadar etkileyen durum, kendimi yeryüzüne indirememekte odaklanıyor. Büyük bir sıkıntı ile karşı koymaya çakışsam da nafile. Böylece ne sözlerimi söyleyebiliyorum. Ne de yeryüzüne inebiliyorum.

Bir filmin en güzel karesi misali burada duruyorum. Ve soruyorum sizlere ne olacak


Selametle

 



Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

"Sızıyı gideren su suyun sızladığını kimse bilmez" ismet özel

Salı, Eylül 18, 2007 · Kategori: ibrahim karaduru deneme

“Sızıyı gideren su

Suyun sızladığını kimseler bilmez”

İ.Özel

 

 

 

Denizin eteklerinden alıp dağın zirvesine yerleştirdiğim sümüklü böcek aslında oradan bir yere gitti dediğim anlarım çok oldu. Neden böyle bir şey söyleme ihtiyacımın olduğunu bilemiyorum. Aslında yerinde durduğunu da bildiğimden emin değildim. Bunun için söylemimin doğruluğu destekleyebilecek bir duruma geldim. Tam bu noktada bu konuya dair bir yer barındıran kısacık ama sevimli bir metin canlandı zihnimde şeyhimin de takdir ettiği bu kıssayı anlatayım. Okuduğumuz metin aklımızda kalan kadar metin olarak yaşar. Sahibinin de merhamet kuyularına inerek bahsi edilecek metne gelelim.

“Adamın biri yani bir adam kendisini yollara verir ve bir köye varır. Bu köyde yaşayan insanlar tarlalarını ekip biçerken tabii ki tam biçme kısmına geldiklerinde tarlalarında kocaman yuvarlak şekillerin olduğunu görünce hepsi birden siper alıp kendilerine uygun bir yer  belirleyerek yuvarlak şekilleri gözlemeye başlamışlar. Hepsi bu yuvarlak ve hareket etmeyen nesne hakkında bir çok konuşmalar yapsa da tanrılarının onlara bir ceza olarak canavar gönderdiği fikrinin arkasına bütün halk tabii olmuş. Ve oradan ayrılıncaya kadar beklemeyi uygun görmüşler. Adamın biri olan adam tam bu köye gelmiş ve insanların bir şeylerden korkarak yani o bir şey tarlada ki yuvarlak şekilden başkası değil. Bakmış bakmış daha önce gördüğü karpuza benzeten adan hiç seslenmeden almış eline belindeki çakıyı varmış karpuzun yanına çakmış karnına çakıyı ikiye kesip sonra bir dilim kesip yemiş. Bunun gören köylü halk tanrısı olarak gördükleri adamın önünde tapınmaya başlamışlar.”

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Web Analytics