şey

Başını kaldırdı. Kaset çoktan bitmişti. Kafasının yatağının yastığıyla bilinemeyen bir açıyla oluşturduğu dağınıklığın ve rahatsızlığın olumsuz halleriyle sıska dirseklerini duvara dayayarak doğrulmaya çalıştı. Kemiklerinin acıdığını hissetti, kaseti yine başa aldı. Yatağını alışkanlığın bir sonucu olarak düzeltti. Banyoya gitti. Hamam böceklerine "günaydın" dedi. Duvarlardaki izlerden böceklerin hangi yolları izlediğini ellerini duvara yapıştırıp izleklerin üzerinden giderek, bir böceğin yol psikolojisini anlamaya çalıştı. Kafka’ nın ünlü "metamorfoz" unu okuduktan sonra evdeki böceklere artık farklı bir olasılık yetisiyle bakıyordu.

Sonra ışığı kapattı. El yordamıyla aradığı şeylere ulaşmaya çalışıyordu. Gerçekten çok karanlıktı. Duş aldığı suyun rengini bile dokunuşlarıyla anlamaya çalışıyordu. Bir ara eline bir şey geçti . Tam olarak hiçbir şeye benzetemiyordu.. Bu nesne hep burada olduğuna göre mutlaka hatırlamalıydı ama neyi aklından geçirse, o "şey" ona benziyordu...

İlk başlarda bundan hoşnut olmasa da uzun zamandır ihtiyacı olan bir oyun bulmuştu aslında. Oyunun kuralına göre karanlıktaki, ne olduğunu bilmediği elindeki “şey” ne düşünürse o oluyordu bir anda. Yani “insan düşündüğüdür”mü? dedi kendine ve elindeki her şey olan hiçi algılayarak, "ben Tanrı olmak ister miydim?" diye düşündü. Hıristiyan olsam günah çıkartır mıydım? Ya papaz olmak ister miydim? Vaftiz suyum hangi kaynaktan getirilmeliydi? Günahın kendisi olmak... Elimdeki “şey" “ben” olsam diye düşünecekti ki bunun aslında çok tehlikeli olduğunu son anda fark etti. Elindeki şey aslında düşündüğüydü.Bu oyunun kuralı... O zaman elindeki “şey” in kendisi olduğunu düşünmesi, kendini düş yapmak anlamına geliyordu... Duşta düş olmak...

Bir an kendinden ürktü. Işığı yakıp bu sıra dışı oyuna son vermesi gerektiğini düşündü. Yalnızdı... Bir aradalığı azaltan veya arttıran özellikleri gözden geçirdi; korku bir aradalığı arttırır, kaygı ise azaltır, kişiyi tek başına kalmaya iter. Bunun nedeni; korkuda kaynak objenin belli, kaygıda ise belli olmaması ve gözlenememesidir. Korku herkes tarafından anlaşılır ve hemen hemen aynı tepki verilir. Dolayısıyla kişi kendini başkalarıyla karşılaştırma olanağına sahiptir. Kaygı ise özneldir ve nesne ölçüt olmadığı için kişi, başkalarının anlamayacağı gerekçesiyle bir arada olmayı istemez, paylaşmaz, tek başına kalmayı yeğler. Zira bilmek, tek kalmaktır. Tek miydi? Tekdi. Biliyor muydu? Neyi? Şeyi. O neydi? Bilmesi için onun "şey" olması gerekiyordu. Düşündüğü gibi o korkmuyordu, "çünkü" diyordu... "Belki kaygı" idi. Ve ışığı yakmaktan vazgeçti. Çünkü ışığı yakarsa "şey" in ne olduğunu bilecekti. Ve bilen bilinen olamazdı. Onun için tehlikeli bir oyuna başladı ve elindeki şeyin düşünen bir adam olduğunu düşündü. Ve düşünen bu adamın kendisini düşündüğünü düşündü....

Ve artık o bir hayal idi; yani düşünülendi..O var olmadığı bir yerde düşünüyordu;"demek ki" dedi,"düşünmediğim yerde varım!" O zaman onun yaptığı tüm şeylerin felsefesinde ve psikolojik besleniminde bir başkasının düşünceleri vardı. O bir düş idi. O bir “şeylerin birliği” ydi. “Benimde mi düşüncelerim olacaktı” diyen şairden çok uzak ama aynı şairin “deli eder insanı” sözlerine binaen çok yakındı.

 

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »