göğsümün koridorlarında

göğsümün koridorlarında
kalp kapakcıklarımda

bir intihar komandosu gibi sessizce
nefes alıp verirken

suskun ve uykusuz bir yüzü hatırlatırcasına bakarken
anlarsın bir gün niçin atladığımı bildiğim soruları yanıtlamadan

anlarsın niçin atladığımı
bir nehrin sopsoğuk girdaplı sularına

bu şehri bırakıp gidiyorum
dönmem
ve içimde intihar komandoları
çarşaflı ve peçeli

bir hülyaydın sen vavın dudağında
geldik çek artık pimi!

son durak inmeli!

atlar doğrudur
yanlış olan para sanırım
!

 

 

güzel seyler olacak!

Yorum (0) Yorum yaz!

firar

İşte bundan eminim bileklerin vardır senin

Güvercin taşırınca tabanlarını yalayan nehir

Kıskanç bir el gibi dokununca göğsüne
Saf değiştiren köprü gibi boynun vardır
Gece çırpınınca, sırları ifşa olan çeşmen
Dilimin en derin kuyusuna salınca tüylerini
Dişlerim dilime en sıkı sarılır çünkü
Konuşunca emin olmalıyım bileklerinden
Ve emin olunacak başka yerlerinden

Emin olmalıyım kendimi kurtarmalıyım
Çünkü eski bir kışın doğrandığı sularda
Gizimi gözüme yamadığım yamaçta
Yamaların senin açıldı görüverdim
Eteğin ve çorabın elinden kurtulup
Yaramaz çocuk gibi kaçamak yapan tenini
Çünkü görmeliydim gerekliydi böylesi
Çünkü hiç çıkmıyor aklımdan bir parmak dokunası ten
Çünkü bir sırdı bedenin çözmeliydim
Seni kadın ve karpuza benzeten bu zaten

Allah bilir ya saçların da vardır senin
Kimbilir neremdedir muhakkak vardır
Tüylerini ağdalayarak geçen yıllar gibi
Eski bir yaşanmışlık hissiyle uçtu kuşlar
İşte buna şahidim kanın da vardır senin
Aşk ve ‘yarım çocuklar’ gizleyen allığında

Emin olmalıyım çünkü çok kıskanç hayalin
Ne vakit yüzümü bir güzele çevirsem

 

güzel şeyler olacak!

Yorum (0) Yorum yaz!

4. hafta kitap köşesi

*Jhon STEİNBECK                FARELER VE İNSANLAR

 

Hoşuna giden her şeyi dokunarak sevmekten başka 'kusuru' olmayan bir 'divane' ve onun tek dostu, koruyucusu, ile Amerikan taşrasında yaşadıkları insanlık serüveni.

İçgüdülerini yenemeyen, saf, çocuksu bir yoksul ile ekmeğini kazanmaya çalışırken arkadaşının kaderini paylaşmayı, başka türlü bir yaşama yeğleyen insanın öyküsü. Yayımlandığı yıldan bu yana tüm dünyanın severek okuduğu Fareler ve İnsanlar, Amerikan gerçekçi edebiyatının önde gelen yazarı John Steinbeck'in başyapıtı.

Tiyatro ve sinemaya defalarca uyarlanan bu romanda, Steinbeck'in çocuk kadar masum, saf, divane kahramanı ile her yanından şiddet fışkıran toplumun kuralları arasındaki çatışmada, çıplak gerçeği yansıtmadaki ustalığı, yazara dünyanın tüm okurlarının hayranlığını kazandırdı. Yazarın aldığı Nobel Ödülü, hayranlığın nedeni değil, yalnızca sonucuydu. (Arka Kapak)

güzel şeyler olacak!

 

*Fyador Mihayloviç DOSTOYEVSKİ       DELİKANLI   I-II

 

'delikanlı', Dostoyevski'nin bütün büyük romanları gibi bir özgürlük savaşının öyküsüdür. Özgürlüğü parayla satın alma arzusundaki başkahraman Dolgurukiy, hayata biraz da ironiyle bakan, gittiği her yerde babasının olmadığını söyleyen biridir. Yaşadıkları onu yıldırmayacak, gün gelecek kölelik yaftasından yavaş yavaş sıyrılacak, Dostoyevski'nin 'Delikanlı'sı olarak çıkacaktır karşımıza.

'Ancak tükenmişsek artık, acı çekmek yetimizin sonuna değin acı çekmişsek ve yaşamın bütününü kor gibi yakan tek bir yara olarak duyumsuyorsak, eğer çaresizlik soluyorsak ve umutsuzluun ölümlerini, ölümşsek işte o zaman okumalıyız Dostoyevski'yi. Ancak tükenmişlikten ötürü yapayalnız kalmışsak ve yaşamafelce uğramışçasına bakıyorsak, o yaşamı artık vahşi, güzel acımasızlığıyla kavrayamıyorsak ve ondan artık hiçbir şey almak istemiyorsak, işte o zaman bu korkunç ve görkemli yazarın müziğine açığız demektir... Ancak o zaman onun korkutucu ve çoğu zaman da cehennemden farksız dünyasının olağanüstü anlamını yaşayabiliriz...'

(Arka Kapak)

*Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU          YABAN

 

Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban'da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadeleye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yaban için 'bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir' diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara'da cevap bulmaya çalışacaktır.

 

Eugene O`Neil                   Elektra’ ya Yas Yaraşır ( tyatro)

 

 

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

refika

1
Pis kokular salarak koku hücrelerime
Kadınlar dikkatimi çektiler, tiksindim.
Rüyamda yediğim pastalar,
Şimdi sancı oldular gerçeğime.

2
Uykularımın katili!
Yüzünü bildir derinime
Ve değiştir şeklimin simetrisini.
Halimi parçala canice.

Titrememde tesbih sabırsızlığı var.
Saç köklerimin kaşıntısında hüzün
Ve sen tazelenmemde.
Düşüm! Uykularımın keskini!
Kanınla doldur topraktan testimi
Filizle vücudumu coşkulu.

3
Boynum kımıltılıdır sevmek kuvvetinden.
Her simayı mavi incelemektir mesleğim.
Çünkü mavidir kulak zarını zapteden.
Kaldır başını, gör süslerini hayatın.
Duy içimdeki suskunluğunu.
Sor artık kirpiklerimin sorusunu.
Tecrit edilmiş yalnızlığımın
Bekle cevabını sancılı.

ANLA.
Karanlık bir yüzdür aynamda gördüğüm.
Sal dikkatlice ışığını çağrıma.
Bu kendimi gerdiğim senin çarmığınsa
Hurma çekirdeklerini atma yabana.
İçimdeki şehrin gürültüsünden
Umulur ki bir vakit yeni bilirsin beni.

4
Refika'm ol!

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

şey

Başını kaldırdı. Kaset çoktan bitmişti. Kafasının yatağının yastığıyla bilinemeyen bir açıyla oluşturduğu dağınıklığın ve rahatsızlığın olumsuz halleriyle sıska dirseklerini duvara dayayarak doğrulmaya çalıştı. Kemiklerinin acıdığını hissetti, kaseti yine başa aldı. Yatağını alışkanlığın bir sonucu olarak düzeltti. Banyoya gitti. Hamam böceklerine "günaydın" dedi. Duvarlardaki izlerden böceklerin hangi yolları izlediğini ellerini duvara yapıştırıp izleklerin üzerinden giderek, bir böceğin yol psikolojisini anlamaya çalıştı. Kafka’ nın ünlü "metamorfoz" unu okuduktan sonra evdeki böceklere artık farklı bir olasılık yetisiyle bakıyordu.

Sonra ışığı kapattı. El yordamıyla aradığı şeylere ulaşmaya çalışıyordu. Gerçekten çok karanlıktı. Duş aldığı suyun rengini bile dokunuşlarıyla anlamaya çalışıyordu. Bir ara eline bir şey geçti . Tam olarak hiçbir şeye benzetemiyordu.. Bu nesne hep burada olduğuna göre mutlaka hatırlamalıydı ama neyi aklından geçirse, o "şey" ona benziyordu...

İlk başlarda bundan hoşnut olmasa da uzun zamandır ihtiyacı olan bir oyun bulmuştu aslında. Oyunun kuralına göre karanlıktaki, ne olduğunu bilmediği elindeki “şey” ne düşünürse o oluyordu bir anda. Yani “insan düşündüğüdür”mü? dedi kendine ve elindeki her şey olan hiçi algılayarak, "ben Tanrı olmak ister miydim?" diye düşündü. Hıristiyan olsam günah çıkartır mıydım? Ya papaz olmak ister miydim? Vaftiz suyum hangi kaynaktan getirilmeliydi? Günahın kendisi olmak... Elimdeki “şey" “ben” olsam diye düşünecekti ki bunun aslında çok tehlikeli olduğunu son anda fark etti. Elindeki şey aslında düşündüğüydü.Bu oyunun kuralı... O zaman elindeki “şey” in kendisi olduğunu düşünmesi, kendini düş yapmak anlamına geliyordu... Duşta düş olmak...

Bir an kendinden ürktü. Işığı yakıp bu sıra dışı oyuna son vermesi gerektiğini düşündü. Yalnızdı... Bir aradalığı azaltan veya arttıran özellikleri gözden geçirdi; korku bir aradalığı arttırır, kaygı ise azaltır, kişiyi tek başına kalmaya iter. Bunun nedeni; korkuda kaynak objenin belli, kaygıda ise belli olmaması ve gözlenememesidir. Korku herkes tarafından anlaşılır ve hemen hemen aynı tepki verilir. Dolayısıyla kişi kendini başkalarıyla karşılaştırma olanağına sahiptir. Kaygı ise özneldir ve nesne ölçüt olmadığı için kişi, başkalarının anlamayacağı gerekçesiyle bir arada olmayı istemez, paylaşmaz, tek başına kalmayı yeğler. Zira bilmek, tek kalmaktır. Tek miydi? Tekdi. Biliyor muydu? Neyi? Şeyi. O neydi? Bilmesi için onun "şey" olması gerekiyordu. Düşündüğü gibi o korkmuyordu, "çünkü" diyordu... "Belki kaygı" idi. Ve ışığı yakmaktan vazgeçti. Çünkü ışığı yakarsa "şey" in ne olduğunu bilecekti. Ve bilen bilinen olamazdı. Onun için tehlikeli bir oyuna başladı ve elindeki şeyin düşünen bir adam olduğunu düşündü. Ve düşünen bu adamın kendisini düşündüğünü düşündü....

Ve artık o bir hayal idi; yani düşünülendi..O var olmadığı bir yerde düşünüyordu;"demek ki" dedi,"düşünmediğim yerde varım!" O zaman onun yaptığı tüm şeylerin felsefesinde ve psikolojik besleniminde bir başkasının düşünceleri vardı. O bir düş idi. O bir “şeylerin birliği” ydi. “Benimde mi düşüncelerim olacaktı” diyen şairden çok uzak ama aynı şairin “deli eder insanı” sözlerine binaen çok yakındı.

 

Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »