güzel seyler olacak

...

Cuma, Ekim 30, 2009 · Kategori: ebubekir aksu


Ruhu için….

 

Bu kez ayağıma tükürdüğümü ,

Bana anlatan şehrin sessizliği oldu.

Babasını rahmete gömmüş , sessizce.

                               

                                   Yorgundu.

 

Onsuz uyuyamıyordu.

Bana anlatan , yalnızlığın sessizliği oldu.

 

Canına susadığında , güçlüydü.

Kristalden olma , ruhumdan doğma bir kanı içebilirdi.

 

Bu kez dibine sessizce damlayan ; bu baloda Azrail kılığına bürünmüş Azrail’di.

 

 Bir bardakta bir canı sessizce aldı.

 Bana anlatan ,

 Sessizce verilen son nefesler

 Yudumlanan canlardı.!

GÜZEL ŞEYLER OLACAK!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

AZ'ın ÇOĞULU

Perşembe, Temmuz 16, 2009 · Kategori: tuba savran

    tanık ol
           yer sahibi, gök sahibi
          aktığımıza
          içimize koyduğun sesle’
                                           A.Cahit Zarifoğlu


     ...
   (Eksikmiş sandalyenin tek ayağı! Eksikmiş boyu tahtanın. Yere az kala daha fazla büyüyememiş, erişememiş toprağa.. Uzanmış olmamış. Diğer üç ayağa bakmış; ’bir yol yordam alayım’ demiş; olmamış.. Geriye bakmış; ’nasıldı?’ demiş ‘nasıl geldim..nasıl oldum bu kadar?’..olmamış! Olacağı buymuş.. Eksikmiş.)

...
   Kapının demir kulpu aydınlatıyordu kendini! Yer? Bir yerdi işte; hafif bir serinliği vardı. Bir oda mıydı, bir balkon muydu, bir avlu muydu, bir koridor muydu, bir meydan mıydı..? ..Dışarısı bu kadar karanlık mıydı? İçerisi bu kadar karanlık mıydı? Yani içerisi miydi, dışarısı mıydı bilinmez: Karanlıktı! Kapının demir kulpu buz gibi ışıldıyordu. Soğuğundan çekinerek tuttu kulpu, aşağı doğru indirdi, çekti kapıyı, açılmadı! Açılmayacağından korkarak bir daha zorladı; takıldı kaldı kapı.. Olmadı. Kilitli olduğunu düşünerek vazgeçti, arkasını döndü. O demir kapı kulpu kadar sıcak hiçbir şey yoktu sanki arkasındaki karanlıkta. Tekrar denemek istedi. Derin bir nefes aldı..(..elimin sırt üşüdüğünde kalemi bıraktırmayan sol elim..üşümemi ısıtan, sağ elimi ısıtan sol elim..sol elimi ısıtan nefesim..nefesim..) Tekrar denedi. Bu sefer zorlamadan kendine itti önce kapıyı, sonra çekti, açıldı kapı. Önce kendine itti kapıyı!

İçerisi bahçeydi. (içerisi diyorum, biraz önceki karanlığın dışarısı olduğuna kanaat getirdiğimden değil; burası sanki içerisiydi biraz..)

Toprağı ilişti ilkin gözüne bahçenin. Ayak değdirdi toprağına; hafif, nemli, yumuşaktı ama çamur değildi.. Ilık bir topraktı. Bahçeyi sarmaşıklar çevrelemişlerdi, her yanı sarmaşıktı. Bütün sarılmışlardı; birbirlerine mi, bahçenin duvarı mı var da ona mı, ağaç mı gerisi de onlara mı... Sarılmışlardı.. Yeşil bir çerçeveydi içinde durduğu.

Kocaman bir yaprak sarkmaktaydı omzuna doğru; eğildi eğildi, bir damla ana damarı üzerinden süzüldü, umarsız duran avucuna düştü. Yaprak zıpladı göğe doğru.. Durdu bir avuç gibi göğe doğru.. Eğilmek için sanki tekrar yere, göğe doğru..

Bir yerden bir ışık geliyordu. Nerden geldiğini anlayamadı ama farkındaydı,. İçerisi aydınlıktı! Işığı vardı her şeyin.


GÜZEL ŞEYLER OLACAK!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

kelimeler

Pazar, Hazirane 14, 2009 · Kategori: mustafa cakiroglu

kelimeler ucuzdur

 

albert camus 'YABANCI' olmasaydı?
2003-06-27

Amerikan Adlî Tip Derneginin 1994'te San Diego'da tertiplenen ödül yemeginde dernek baskani Don Harper Mills, aktardigi acayip bir ölüm olayindaki adlî komplikasyonlarla dinleyicilerini saskina çevirmisti. Kaderin adaletine dair ince bir nükte tasiyan bu yasanmis öykü, saniriz sizleri de hayrete sevk edecektir: 23 Mart 1994'te Ronald Opus'un cesedini inceleyen adlî tabip, onun kafasindan yedigi kursunla öldügü sonucuna vardi. Müteveffa, on katli bir binanin tepesinden, intihar niyetiyle asagiya atlamisti. (Umutsuzlugunu, geride biraktigi bir notta açikliyordu.) Ancak, dokuzuncu katin önünden geçerken pencereden gelen bir kursun basina isabet etmis, hayati bu kursunla sona ermisti. Apartmanin sekizinci kat penceresi düzeyinde cam silicileri korumak için konulmus bir ag vardi; ama bu agin varligini ne silahi çeken, ne de müteveffa biliyordu. Açikçasi, kursun olmasaydi, Opus'un intihar girisimi basarili olamayacak; zemine çakilmadan, sekizinci kattaki aga takilip kalacakti. Bu durumu anlattiktan sonra, "Normal olarak, " diye devam etti Dr. Mills, "intihar etmeye karar veren biri, mekanizma tasarladigi gibi olmasa da, bunu eninde sonunda basarir." Opus'un dokuz kat asagida yere çakilmayip da dokuzuncu kattan düsüyor oldugu anda basina gelen kursunla vurulmus olmasi, muhtemelen, onun ölüm modunu intihardan cinayete çevirmeyecekti. Fakat, Opus'un intihar girisiminin basarili olmayisi, savciyi elinde bir cinayet vak'asi oldugu düsüncesine itti. Silahin patladigi dokuzuncu kattaki odada yasli bir adam ve karisi yasiyordu. Tartisiyorlardi ve adam kadini silahla tehdit ediyordu. Öyle sinirlenmisti ki, tetigi çekti; fakat mermi kadini iskalayarak pencereden disari yöneldi ve Opus'a isabet etti. Bir insan A sahsini öldürmeye tesebbüs eder, fakat B sahsini öldürürse, o B sahsini öldürmekten suçlu sayilmali idi. Savcinin ulastigi sonuç buydu. Dolayisiyla, dokuzuncu kattaki yasli adam, cinayetten suçluydu. Bu suçlamayla karsi karsiya kaldiginda, adam da, karisi da çok sasirdilar. Çünkü, tetigi çekerken adam da, karisi da silahin dolu olmadigindan kesinlikle emindiler. Yasli adam uzunca bir süreden beri bos silahla karisini korkutmayi aliskanlik haline getirmisti.Bunu karisi da bilir, o yüzden adamin tehdidine pek aldirmazdi. Kisacasi, adamin karisini öldürme kasdi yoktu; silahin dolu oldugunu dahi bilmiyordu. Böylece, Opus'un öldürülmesi bir kaza oluyordu; silah kazara doldurulmustu. Arastirmalara devam edilince, ölümcül kazadan yaklasik alti hafta önce yasli çiftin oglunu silahi doldururken gören bir tanik ortaya çikti. Anlasildigina göre, yasli kadin oglundan mali destegini çekmisti ve babasinin annesini silahla korkutma temayülünü bilen ogul, annesini cezalandirma kasdiyla, babasinin annesini vuracagini umarak, gizlice silahi doldurmustu. Annesi ölecek, baba cinayetten suçlanacak, mallar ogula kalacakti. Artik olay yasli çiftin oglunun Ronald Opus cinayetinden sorumlu oldugu noktasina gelmisti. Tam bu sirada savcinin karsisina yeni bir viraj çikti. Arastirmalara devam edilince, geçen alti hafta içinde anneyle babasinin silahla tehdide varan bir tartisma yasamamalari, dolayisiyla annesinin ölümünü bir türlü basaramayisi nedeniyle, oglun umutsuzlugunun arttigi anlasildi. Bu, onu 23 Mart'ta on katli binanin tepesinden atlayarak intihar etmeye itmisti. Ancak, ölümü planladigi gibi olmamisti; dokuzuncu katin önünden geçerken babasinin bos zannettigi silahi tetiklemesiyle annesine isabet etmeyip pencereye seken kursunun kafasina isabet etmesi nedeniyle, Ronald Opus'un hayati sona ermisti. Dosya intihar olarak kapatildi.

albert camus ne düşünür diye düşünmemek düşünülemez! <>


GÜZEL ŞEYLER OLACAK!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

gök muştusu

Pazartesi, Mayıs 4, 2009 · Kategori: tuba savran


Tozan yağmur kokusu, ellerim toprak yuğrusu...

Tırnaklarım, kama sesleri ve göletleri ezip, alıp götüren tekerler içimi gıcır gıcır titreten. (Bir yarin gamzesinin oku sinesini delen deli gönle dair ne hikmet düşer bizlenecek?) Bozuk kasedin uğuldayışı öbür yandan çeker götürür ruhumu ve şekilsiz bir iç dünyada kulaklarım çınlamaya başlar. Durdurmak için düşünmeye başlarım bir ağacı... Bir ağaç... Düşünmeye ve duymaya başlarım bir ağacı... Ne kadar öldürülmeye çalışılsa da ağlamayı sürdürür her yağmur dönüşünde. Kibirli ve umarsız baltalar , putların yerine, tek başlarına fazla bile gelen, susturmaya çalıştıkları söğüdün ağlayışını seyrederler her yağmur dönüşünde, şaşkınlıkla.

İşte şarkılar söyleye söyleye seyirtip gelen bahar içimi sevinç sevinç burktu yine! Yine tanıdık bir koku. Tanıdık bir ses.

..................

Mumum nerede? Gün yüzünü aya bakmakta, yakayım da ısıtsın kendini.

..................

Penceremin önü pencere, balkonumun önü balkon, çatımın ardı çatı, göğümün üstü zor da olsa; bir bulut. Başımı uzatıp ağlattım mı penceremi; ağlarız tek ağacıyla bu taşkent otoparkının. Tek ağacıyla... Tek yağmuruyla...

Bahar akıyor gözlerinden ‘RAHMET ’ niyetiyle bu kara şehrin şimdilerde. Mut yağıyor. Duyabildiğimizce (azıcık) huzur işte...
Hamdolsun!



GÜZEL ŞEYLER OLACAK!

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

Kırk çeşme

Perşembe, Nisan 23, 2009 · Kategori: ebubekir aksu

İçmek yada içmemek

Aralarında yıllarca devinmek

Bir şırıltıdır ki kopmuş

Pungar mı desem

Yoksa isyankar mı,

Bu hamamın hem tasları eski

Hem de kendisi.

Kurnaları var ki kara taştan

Her biri bin hikmet

Kim bilir kaç kişi temizlemiştir

Bu kurnalar, bu taslar

Bu viran hamam.

 

   Hasbünallah!

Bu şırıltı beynimi kemiriyor

Kemirgen midir ne.

 

Bir odadayım.

‘kırk çeşme’ dokuz numaradayım.

Üzerim yığınla havlu dolu.

Deprenmek mümkün değil.

 

Dar uzun bir kapıdan,

Dışarı dokunuyorum.

Karşımda bir zaman metre var

Zamanını ölçmüş.

O da diğer hepsi gibi geride duraklamış.

Acaba kaç metre ölçmüş.

 

Bir adam var.

Grilere bürünmüş avluda geziniyor.

Bana bir gazozla limon getirmesini söyledim,

Kalemimi kaldırarak.

 

Hamamın yaşı kurnalardır,

Tarihi ise köşelerinde sırdır.

Bir eski radyo vardır ,

ahşaptan.

Bir de makatı,

Kilimden.

Orada bir manevi hava vardır,

Sadece hamam böceklerinin hissettiği.

Orada bir köşe vardır,

Dalını sokağa dayamış.

 

Burada ben varım.

Dokuz numaradayım,

Ne köşesinde ne ortasındayım

Hamam böceklerinin ‘sinin’ deyim.

 

İ n z i VA r a k a

Fi-tarihi 

 

güzel şeyler olacak!

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

şeyhin kapısı

Pazartesi, Şubat 23, 2009 · Kategori: ibrahim karaduru deneme


“Sızıyı gideren su

Suyun sızladığını kimseler bilmez”

İ.Özel

 

Denizin eteklerinden alıp dağın zirvesine yerleştirdiğim sümüklü böcek aslında oradan bir yere gitti dediğim anlarım çok oldu. Neden böyle bir şey söyleme ihtiyacımın olduğunu bilemiyorum. Aslında yerinde durduğunu da bildiğimden emin değildim. Bunun için söylemimin doğruluğu destekleyebilecek bir duruma geldim. Tam bu noktada bu konuya dair bir yer barındıran kısacık ama sevimli bir metin canlandı zihnimde şeyhimin de takdir ettiği bu kıssayı anlatayım. Okuduğumuz metin aklımızda kalan kadar metin olarak yaşar. Sahibinin de merhamet kuyularına inerek bahsi edilecek metne gelelim.

“Adamın biri yani bir adam kendisini yollara verir ve bir köye varır. Bu köyde yaşayan insanlar tarlalarını ekip biçerken tabii ki tam biçme kısmına geldiklerinde tarlalarında kocaman yuvarlak şekillerin olduğunu görünce hepsi birden siper alıp kendilerine uygun bir yer  belirleyerek yuvarlak şekilleri gözlemeye başlamışlar. Hepsi bu yuvarlak ve hareket etmeyen nesne hakkında bir çok konuşmalar yapsa da tanrılarının onlara bir ceza olarak canavar gönderdiği fikrinin arkasına bütün halk tabii olmuş. Ve oradan ayrılıncaya kadar beklemeyi uygun görmüşler. Adamın biri olan adam tam bu köye gelmiş ve insanların bir şeylerden korkarak yani o bir şey tarlada ki yuvarlak şekilden başkası değil. Bakmış bakmış daha önce gördüğü karpuza benzeten adan hiç seslenmeden almış eline belindeki çakıyı varmış karpuzun yanına çakmış karnına çakıyı ikiye kesip sonra bir dilim kesip yemiş. Bunun gören köylü halk tanrısı olarak gördükleri adamın önünde tapınmaya başlamışlar.”


"güzel şeyler olacak!"

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ayna ıı-ııı

Pazar, Ocak 25, 2009 · Kategori: ebubekir aksu



 

Işığı içerden yakıp

Gözleyen gözden kendine akıyor.

Bir kafiye aramıyor yazdıklarında .

            Parmak araları , atılmış sigara kokuyor

                                                                         Aynada.

Bulutlara basarken deniz ,

uyanıyor bir çift gözden akan yağmurlarında.

Tahayyül etmek zor.

Yağmura karşı kürek çekmek kadar ıslandırıcı.

 

Sımsıkı sarılıp ,

atıyor kendini

            denizlerden bulutlara.

Arkası-içinde

                    Aynada.

 

06 / 04 / 2000+2+2

i n z i VA r a k a


güzel şeyler olacak!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

Web Analytics