Yaşamak
Gecenin geç saatleri
Uykunun gözleri zorladığı
Fizyolojik ağırlık

Ne kadar masum izler yaşatır bize… Öyle gerçekmiş gibi gelir ki insana… En samimi duygulardır. O anlarda kalbimizin aynasının karşılığını buluruz… Çoğu zaman cesaret edemediğimiz yaşamın içindeki düşünceler niyetler… Birden en sahici kimliğine kavuşuverir…
Bazen de öyle anlamsız gelen, gördüğümüz rüyanın anlamını çözmeyi istediğimiz, çözdüğümüzü de… İçimizi kemirir anlamını bilmemek ya da anlatamamak...
Belki bizi parçalayan her ne olursa olsun o masum dakikaların bu kadar kısa olup bu kadar mutluluk vermesi bize bir işarettir…
O kısa ölüm anları içinde ondan daha kısa bir sonsuzluğun bize sağladığı mutluluk…
Düşünülecek olursa beynin guddelerinde yaşadığımız o yaşam parçası içinde maddenin önemini kaybedip yeniden değer bulduğu sonsuzluğun bir işaretidir rüyalarımız…
Rabbim rüya görmeyi nasip eyleyenlerden eyleye…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Geceyi sabaha ulaştıran
Günün sahibi
Rabbim
Günü duaya bağlamakta
Geceyi ağartan
Günün inadına
Ninem
Günü sonsuza ulaştırmakta
Geceyi aydınlatan
Günün inadına
Gözlerim
Günü buğuya çevirmekte
Geceyi renklendiren
Günün inadına
Babam
Günü tabuta indirmekte
Geceyi canlandıran
Günün inadına
Annem
Günü yasa boğmakta
Geceyi kızartan
Günün inadına
Refikam
Günü suallere yığmakta
Geceyi karanlığa yaklaştıran
Günün inadına
Kızım
Günü izah etmeye çalışmakta
…
30/03/2010
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Pazartesi, Aralık 21, 2009 ·
-rumeli kavağı ve demet için, aşk olsun!
düğümleyerek
bir göğün torbasını
geceyi koydum aramıza
sen, uyu diye
uzaklarda..
şimdi
neremi üflesem
sizi bana getirir hayat
kaf ha ayn ya sad
-bir yusuf suresi gibi geçiyor ömür!
Yorum (1)
Yorum yaz!
Cuma, Ekim 30, 2009 · Kategori: ebubekir aksu , Şiir

Ruhu için….
Bu kez ayağıma tükürdüğümü ,
Bana anlatan şehrin sessizliği oldu.
Babasını rahmete gömmüş , sessizce.
Yorgundu.
Onsuz uyuyamıyordu.
Bana anlatan , yalnızlığın sessizliği oldu.
Canına susadığında , güçlüydü.
Kristalden olma , ruhumdan doğma bir kanı içebilirdi.
Bu kez dibine sessizce damlayan ; bu baloda Azrail kılığına bürünmüş Azrail’di.
Bir bardakta bir canı sessizce aldı.
Bana anlatan ,
Sessizce verilen son nefesler
Yudumlanan canlardı.! GÜZEL ŞEYLER OLACAK!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Perşembe, Temmuz 16, 2009 · Kategori: tuba savran , Deneme
‘tanık ol
yer sahibi, gök sahibi
aktığımıza
içimize koyduğun sesle’
A.Cahit Zarifoğlu
...
(Eksikmiş sandalyenin tek ayağı! Eksikmiş boyu tahtanın. Yere az kala daha fazla büyüyememiş, erişememiş toprağa.. Uzanmış olmamış. Diğer üç ayağa bakmış; ’bir yol yordam alayım’ demiş; olmamış.. Geriye bakmış; ’nasıldı?’ demiş ‘nasıl geldim..nasıl oldum bu kadar?’..olmamış! Olacağı buymuş.. Eksikmiş.)
...
Kapının demir kulpu aydınlatıyordu kendini! Yer? Bir yerdi işte; hafif bir serinliği vardı. Bir oda mıydı, bir balkon muydu, bir avlu muydu, bir koridor muydu, bir meydan mıydı..? ..Dışarısı bu kadar karanlık mıydı? İçerisi bu kadar karanlık mıydı? Yani içerisi miydi, dışarısı mıydı bilinmez: Karanlıktı! Kapının demir kulpu buz gibi ışıldıyordu. Soğuğundan çekinerek tuttu kulpu, aşağı doğru indirdi, çekti kapıyı, açılmadı! Açılmayacağından korkarak bir daha zorladı; takıldı kaldı kapı.. Olmadı. Kilitli olduğunu düşünerek vazgeçti, arkasını döndü. O demir kapı kulpu kadar sıcak hiçbir şey yoktu sanki arkasındaki karanlıkta. Tekrar denemek istedi. Derin bir nefes aldı..(..elimin sırt üşüdüğünde kalemi bıraktırmayan sol elim..üşümemi ısıtan, sağ elimi ısıtan sol elim..sol elimi ısıtan nefesim..nefesim..) Tekrar denedi. Bu sefer zorlamadan kendine itti önce kapıyı, sonra çekti, açıldı kapı. Önce kendine itti kapıyı!
İçerisi bahçeydi. (içerisi diyorum, biraz önceki karanlığın dışarısı olduğuna kanaat getirdiğimden değil; burası sanki içerisiydi biraz..)
Toprağı ilişti ilkin gözüne bahçenin. Ayak değdirdi toprağına; hafif, nemli, yumuşaktı ama çamur değildi.. Ilık bir topraktı. Bahçeyi sarmaşıklar çevrelemişlerdi, her yanı sarmaşıktı. Bütün sarılmışlardı; birbirlerine mi, bahçenin duvarı mı var da ona mı, ağaç mı gerisi de onlara mı... Sarılmışlardı.. Yeşil bir çerçeveydi içinde durduğu.
Kocaman bir yaprak sarkmaktaydı omzuna doğru; eğildi eğildi, bir damla ana damarı üzerinden süzüldü, umarsız duran avucuna düştü. Yaprak zıpladı göğe doğru.. Durdu bir avuç gibi göğe doğru.. Eğilmek için sanki tekrar yere, göğe doğru..
Bir yerden bir ışık geliyordu. Nerden geldiğini anlayamadı ama farkındaydı,. İçerisi aydınlıktı! Işığı vardı her şeyin.
GÜZEL ŞEYLER OLACAK!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
kelimeler ucuzdur
albert camus 'YABANCI' olmasaydı?
2003-06-27
Amerikan Adlî Tip Derneginin 1994'te San Diego'da tertiplenen ödül yemeginde dernek baskani Don Harper Mills, aktardigi acayip bir ölüm olayindaki adlî komplikasyonlarla dinleyicilerini saskina çevirmisti. Kaderin adaletine dair ince bir nükte tasiyan bu yasanmis öykü, saniriz sizleri de hayrete sevk edecektir: 23 Mart 1994'te Ronald Opus'un cesedini inceleyen adlî tabip, onun kafasindan yedigi kursunla öldügü sonucuna vardi. Müteveffa, on katli bir binanin tepesinden, intihar niyetiyle asagiya atlamisti. (Umutsuzlugunu, geride biraktigi bir notta açikliyordu.) Ancak, dokuzuncu katin önünden geçerken pencereden gelen bir kursun basina isabet etmis, hayati bu kursunla sona ermisti. Apartmanin sekizinci kat penceresi düzeyinde cam silicileri korumak için konulmus bir ag vardi; ama bu agin varligini ne silahi çeken, ne de müteveffa biliyordu. Açikçasi, kursun olmasaydi, Opus'un intihar girisimi basarili olamayacak; zemine çakilmadan, sekizinci kattaki aga takilip kalacakti. Bu durumu anlattiktan sonra, "Normal olarak, " diye devam etti Dr. Mills, "intihar etmeye karar veren biri, mekanizma tasarladigi gibi olmasa da, bunu eninde sonunda basarir." Opus'un dokuz kat asagida yere çakilmayip da dokuzuncu kattan düsüyor oldugu anda basina gelen kursunla vurulmus olmasi, muhtemelen, onun ölüm modunu intihardan cinayete çevirmeyecekti. Fakat, Opus'un intihar girisiminin basarili olmayisi, savciyi elinde bir cinayet vak'asi oldugu düsüncesine itti. Silahin patladigi dokuzuncu kattaki odada yasli bir adam ve karisi yasiyordu. Tartisiyorlardi ve adam kadini silahla tehdit ediyordu. Öyle sinirlenmisti ki, tetigi çekti; fakat mermi kadini iskalayarak pencereden disari yöneldi ve Opus'a isabet etti. Bir insan A sahsini öldürmeye tesebbüs eder, fakat B sahsini öldürürse, o B sahsini öldürmekten suçlu sayilmali idi. Savcinin ulastigi sonuç buydu. Dolayisiyla, dokuzuncu kattaki yasli adam, cinayetten suçluydu. Bu suçlamayla karsi karsiya kaldiginda, adam da, karisi da çok sasirdilar. Çünkü, tetigi çekerken adam da, karisi da silahin dolu olmadigindan kesinlikle emindiler. Yasli adam uzunca bir süreden beri bos silahla karisini korkutmayi aliskanlik haline getirmisti.Bunu karisi da bilir, o yüzden adamin tehdidine pek aldirmazdi. Kisacasi, adamin karisini öldürme kasdi yoktu; silahin dolu oldugunu dahi bilmiyordu. Böylece, Opus'un öldürülmesi bir kaza oluyordu; silah kazara doldurulmustu. Arastirmalara devam edilince, ölümcül kazadan yaklasik alti hafta önce yasli çiftin oglunu silahi doldururken gören bir tanik ortaya çikti. Anlasildigina göre, yasli kadin oglundan mali destegini çekmisti ve babasinin annesini silahla korkutma temayülünü bilen ogul, annesini cezalandirma kasdiyla, babasinin annesini vuracagini umarak, gizlice silahi doldurmustu. Annesi ölecek, baba cinayetten suçlanacak, mallar ogula kalacakti. Artik olay yasli çiftin oglunun Ronald Opus cinayetinden sorumlu oldugu noktasina gelmisti. Tam bu sirada savcinin karsisina yeni bir viraj çikti. Arastirmalara devam edilince, geçen alti hafta içinde anneyle babasinin silahla tehdide varan bir tartisma yasamamalari, dolayisiyla annesinin ölümünü bir türlü basaramayisi nedeniyle, oglun umutsuzlugunun arttigi anlasildi. Bu, onu 23 Mart'ta on katli binanin tepesinden atlayarak intihar etmeye itmisti. Ancak, ölümü planladigi gibi olmamisti; dokuzuncu katin önünden geçerken babasinin bos zannettigi silahi tetiklemesiyle annesine isabet etmeyip pencereye seken kursunun kafasina isabet etmesi nedeniyle, Ronald Opus'un hayati sona ermisti. Dosya intihar olarak kapatildi.
albert camus ne düşünür diye düşünmemek düşünülemez! <>GÜZEL ŞEYLER OLACAK!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Pazartesi, Mayıs 4, 2009 · Kategori: tuba savran , Deneme

Tozan yağmur kokusu, ellerim toprak yuğrusu...
Tırnaklarım, kama sesleri ve göletleri ezip, alıp götüren tekerler içimi gıcır gıcır titreten. (Bir yarin gamzesinin oku sinesini delen deli gönle dair ne hikmet düşer bizlenecek?) Bozuk kasedin uğuldayışı öbür yandan çeker götürür ruhumu ve şekilsiz bir iç dünyada kulaklarım çınlamaya başlar. Durdurmak için düşünmeye başlarım bir ağacı... Bir ağaç... Düşünmeye ve duymaya başlarım bir ağacı... Ne kadar öldürülmeye çalışılsa da ağlamayı sürdürür her yağmur dönüşünde. Kibirli ve umarsız baltalar , putların yerine, tek başlarına fazla bile gelen, susturmaya çalıştıkları söğüdün ağlayışını seyrederler her yağmur dönüşünde, şaşkınlıkla.
İşte şarkılar söyleye söyleye seyirtip gelen bahar içimi sevinç sevinç burktu yine! Yine tanıdık bir koku. Tanıdık bir ses.
..................
Mumum nerede? Gün yüzünü aya bakmakta, yakayım da ısıtsın kendini.
..................
Penceremin önü pencere, balkonumun önü balkon, çatımın ardı çatı, göğümün üstü zor da olsa; bir bulut. Başımı uzatıp ağlattım mı penceremi; ağlarız tek ağacıyla bu taşkent otoparkının. Tek ağacıyla... Tek yağmuruyla...
Bahar akıyor gözlerinden ‘RAHMET ’ niyetiyle bu kara şehrin şimdilerde. Mut yağıyor. Duyabildiğimizce (azıcık) huzur işte...
Hamdolsun!
GÜZEL ŞEYLER OLACAK!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (5)
Yorum yaz!
« Önceki ::